24 Şubat 2016 Çarşamba

KİMİN YOK Kİ !?

Ne çok ve ne yaman kavgalarım var kendimle. Zaman zaman iç dünyama doğru yaptığım yolculuklar sonucunda, kavgam daha bir cenk ediyor benimle. Kılıcını daha bir biliyor, keskinliyor bana karşı.
Ya ben, ben bu duruma karşı koyabiliyor muyum ?
bir direnç ve direniş gösterebiliyor muyum ?
düşünüyorum bu durumu, kırık dökük gerekçelerimi yanıma alarak bir başkaldırı gerçekleştiriyorum.
Ne ki, bir an devreye giren vicdanım avazı çıktığınca bağırıyor bana...
heyyyy ne çabuk unuttun haddi aştığın zamanları diyerek....
O an kırılıyor belim ve direnç göstermek adına yanıma aldığım tüm azıklarım bir bir terk ediyorlar beni. Ve ben, kırık dökük ve param parça savruluyorum. Her parçam bir diğerine alabildiğince uzak.
Bir umut hareket ediyor içimde '' senin kendin için çıkardığın bu malzemeler, kocaman bir dünyada ki milyarlar yanın da bir çerez gibi duruyor '' diyor bana. Vicdanım tekrar giriyor devreye '' sen, iddiası olan birisin, idealleri olan, inancı...! '' ve yine kala kalıyorum boynu bükük halde.
Hülasa canhıraş şekilde devam ediyor kavgam kendimle. Biliyorum, evet biliyorum kendime çıkardığım fatura, ödemem gerektiği kadar değil ama dedim ya, iddialarım vardı benim...!
Gece gündüz her kendimle baş başa kalışımda bitmez tükenmez hesaba çekilişlerim devam ediyor kendimle. Ve gerçekten ama gerçekten kendime asla kıyak geçmiyorum. Kınıyorum, kızıyorum, hırpalıyor ve örseliyorum kendimi...
Her seferinde ve her defasında daha bir hınçla gidiyorum kendi üzerime.
Eğer ideallerimin menbası olan, kaynağın merhameti bana bir tebessüm atmasa olacakları kendim bile kestiremiyorum...!
O kaynağın zenginliği bir damla su serpiyor yüreğime, havf ve reca...
Bir umut doğruluyorum. Bir parça umut alıyorum yanıma ve kaldığım yerden devam ediyorum yaşama. Geçmişin tüm acılarını, sancılarını, sızılarını, keşkelerini bir bir temize çıkaracak hamleler atıyorum ardı ardına. Bunca cenk edişlerden arta kalan gücüm ve ben çıkıyoruz yola

MUHALİF OLMANIN EDEBİ YOK MUDUR ?

Evet ülkemiz de keskinleşmiş bir kutuplaşma var. Adeta bir gurup diğerinin tüm yaşam alanlarını gasp etmek istiyor. İşin daha da vahim tarafı, bu gasp işlemi gerçekleşme imkanı bulup hayata geçse bile tatmin olmayacak bir zümre var..!
Bu mudur  muhalif olmak ? bu mudur farklı bir düşünceyi ifade etmek ? Bu mudur farklı düşünceyi ifade eden kişilere takınılması gereken tavır..! ?
Tamamen edepsizce, ahlaksızca, tüm erdemlerin yerle yeksan edildiği bir dil ile mukavemet göstermekse muhalif olmak, olmaz olsun, olmaz olsun.
Herkes kendisi gibi düşünmeyen kişiye, farklı bakabilir, farklı düşünebilir ve farklı düşünceyi eleştirebilir de. Ancak, eleştiri eleştiri sınırlarında kaldığı, kalabildiği oranda makul bir yer edinecektir. Duygu ve düşüncelerimizi ifade etme de elbette engel olmasın ve elbette her platform da bu imkanı elimizde bulundurabilelim. Fakat, Bu durum bizlere hakaret hakkı verilmiş gibi, deli dumrul misali yakıp ve yıkıp gitme özgürlüğü babın da ele alınmamalıdır. Beğenirsiniz beğenmezsiniz, oy verirsiniz vermezsiniz bütün bu haklar zaten sizler de mahfuz. Bu hakkınızı sizden alanda yok. Ama bu haklar sizlere haddi aşma hakkı demek değildir. Merhamet, şefkat gibi değerleri, dinsel değer deyip kullanmak istemeyen zümre, bari saygı ve anlayışı koyalım konuşma üslubumuzun tepe noktasına. Neden bağajlarımız hep kin, nefret ve hakaret ile dolu?
Neden hep birbirimizi boğazlama derecesine yükselttik düşünce dünyamızı ?
Neden aynı ülke, aynı toprak ve aynı geminin yolcuları olduğumuz bilinci bu denli zayıf ve inceldi?
Her ideolojinin kendi içerisinde az ya da çok, öyle ya da böyle belli bir ahlaki ölçütü vardır ve olmalıdır da. Hedefe ulaşmada neden bir nebze olsun devreye girmiyor bu ahlaki değerler!?
Yakmak, yıkmak, hakaret edip aşağılamak mıdır düşünceleri ifade etmede etken yol ve yöntem?
En tepeden en alt tabakaya kadar sirayet etmiş ve bir an evvel müdahale edilmesi gereken klinik bir durum bu. Ve eğer bir an evvel müdahale edilmez, halk bir an evvel kendisine çeki düzen vermez ise, sonuca dair tahminde bulunmak için zaten kahin olmaya gerek yok !
Olması istenilen bu mudur ?
Birbirimizi boğazlamak, Yüzlerimizi görmeye bir tahammül edememez olmak mıdır istenilen ?
Lütfen ama lütfen biraz geri, bir an geri çekilelim ve ne yapıyorum, ne yapıyoruz demeyi deneyelim.
denemekten öte bir an evvel uygulayalım zira, korkuyorum yarın çok geç olacak...

23 Şubat 2016 Salı

EVDE ETKİN DERS ÇALIŞMA NASIL YAPILIR

BAŞARIYA GÖTÜREN ALTIN ADIMLAR
Bütün öğrenci kardeşlerimize, özenle ve önemle vurgulayacağımız ilk önerimiz; unutmayın ki bu durum bir oyun ise bu oyunun başrol oyuncusu da sizsiniz. Zira eğer siz kendi gücünüzü, potansiyelinizi inançla ve istikrar ile devreye sokmadığınız sürece, verilecek en güzel ders çalışma metodu bile bir anlam ifade etmeyecektir. Dolayısıyla siz kendi arzu ve potansiyelinizi devreye sokmalısınız.

1: En temel dikkat kesilmesi gereken konu, ders esnasın da eğer ders ile alaka ve bağınız, kesintisiz ve ciddiyet üzere kurulu değil ise, bundan sonra söyleyeceklerimiz zaten anlamsız olacaktır. Dolayısıyla, öğretmen, öğrenci ve ders denklemini son derece önemsemeli ve bu durumu her ders için öncül kabul etmelisiniz. Tüm ders boyunca, mutlaka öğretmeninize saydı duymalı, o kişiyi önemsemeli ve öğretmeninizi ciddiye alarak derse mutlak konsantre olmalısınız. Unutmayın ki, eve geldiğiniz an çalışacağınız ve tekrar edeceğiniz ders, öğretmeninizin size anlattıkları olacaktır. Dolayısıyla, öğretmenin, dersin anlam ve önemini kavradınız oranda , ders ve anlatılanlardan istifade etmiş olacaksınız. Bu halkalardan birisinin kopuk olması demek, alacağınız randıman düzeyinde ciddi kırılmalar ve düşmeler anlamına geleceğini asla unutmamalısınız.

2: Öğretmen, ders ve konu arasında ki korelasyon ve uyumu yakaladıktan sonra, gerek öğretmeninizin size söylediklerinin tamamını ve gerekse bireysel olarak ihtiyaç duyduğunuz her şeyi mutlaka not alın ve defterinize temiz ve okunaklı, anlaşılır bir şekilde kaydedin. Sakın ama sakın unutmayın ki, eğer öğretmenin yazdırdıklarından bir kısmını keser, atlar ve eksiltirseniz, evde tekrar ettiğiniz zaman, aldığınız notlardan bütünü yakalayamayacak ve dersi anlamamış olacaksınız. O sebepledir ki, öğretmenin anlatımlarına dikkat kesildiğiniz kadar, söylediklerini de aynen, olduğu gibi ve kesintiye gitmeden not almalısınız.

3: Eve gelindiği zaman, öğretmen, anlatım, ders, içerik ve defter arasında uyumsuzluk, kaçamak ve eksiltme yok ise, tekrar etmeye başladığınız an, defter notlarınızı okumaya başladığınızda, okurken beyninize, öğretmeninizin neyi nasıl anlattığını da hayal ederek okumalısınız. Bu duruma özellikle dikkat ettiğiniz zaman, ne denli başarılı sonuçlar aldığınıza kendiniz bile inanamayacaksınız. Zira unutmayın ki sınav soruları uzaydan değil, bizzat not aldığınız konulardan çıkacaktır. Siz ise, başından beri ve üstüne basa basa anlattığımız sıralama, ve ciddiyeti elden bırakmadığınız sürece, BAŞARI, sizin ile özdeş olacaktır.

4: Okulda gördüğünüz her dersin saatlerine bağlı olarak tekrar etme süresi belirleyin kendinize. Yani, hangi dersi daha çok görüyorsanız tekrar süresi de aynı oranda olmasına dikkat ediniz.
Örneğin: o gün 4 saat gördüğünüz dersin tekrarı ile 2 saat gördüğünüz derslerin tekrarı aynı olmasın. 4 saat gördüğünüz bir dersin tekrarı en az 45 dakika olmalıdır. Bilinçli tekrar sonrası o konu hakkın da en az 15 ve ortalama 20 adet test sorusunu mutlaka çözün. Bu çalışma sistemi sonucunda, zor dediğiniz, yapamam dediğiniz , açamam dediğiniz her kapının sizlere birer birer ve ardına kadar açıldığını gözleriniz ile göreceksiniz.

5: Unutmayın ki, tekrar edeceğiniz derslerin ciddiyet ve saatini, kendi yetenek ve tercihlerinize göre yapmanız, başarınızı daha da artıracaktır. Yani, sayısal mı ? sözel mi ? eşit ağırlık mı ? hangi tercihi yaptığınızı, bireysel yeteneklerinizi, ve hangi tarafa daha yatkın olduğunuzu, uzman bir destek sonucun da iyi belirlemelisiniz. Bu sağlıklı belirleme, doğru ders tercihleri yapmanızı sağlayacaktır. Bu doğru tercihler ise, bahsettiğimiz çalışma metodu ile birleştirilince daha yüksek başarılar alacak ve kazanacaksınız.

6: Başarının mutlak reçetesi, istikrar, inanç ve kararlılıktır. Bir ay boyunca bu çalışma metoduna mutlaka bağlı kalın. bir ay sonucun da alacağınız başarılı sonuçlar, sonrası için sizi daha tetikleyecek , özgüveninizi daha üst noktalara taşıyacak ve başarının tadını almış kişi olarak sonrasın da devam etmekte zorlanmayacaksınız.








21 Şubat 2016 Pazar

AYRILIK SÜRECİNDE TARAFLARIN ROLÜ

Bumerang - Yazarkafe                                                         Ayrılık Süreci Yönetilebilir mi?


Her süreç, evet her süreç ne denli sancılı ve can acıtıcı olsalar da elbette yönetilebilir süreçlerdir. Burada en temel öğe, taraflar bunu ne kadar istiyor? Sorusuna samimi cevaplar verme de saklı. Kişiler ayrılık kararı aldıklarında, neden ayrıldıklarını, ayrılma gerekçelerini bir kez daha ama daha objektif değerlendirmeye tabi tutmalıdırlar. Ayrılmamıza konu ettiğimiz gerekçe veya gerekçeler, gerçekten ete dişe dokunur sebepler mi yoksa bizler mi fazlaca büyüttük sorularını iyi analiz etmeleri gerekmektedir. yine ayrılığa sebep olan gerekçenin kaynağı olan taraf, doğru bir özeleştiri yaparak, kendi üzerine düşenleri yapma noktasında kararlı bir tutum sergilemeli ve bu anlam da hem kendisine ve hem de karşı tarafa tatminkar söz ve garanti verebilmelidir. Diğer taraf ise, biraz daha özveri de bulunmanın anlam ve önemini kavramalı ve yine kendisine düşen görevleri bir kez daha çek etmelidir. Unutulmalıdır ki, tüm ayrılıkların sebebi asla tek taraf değildir. Dolayısıyla kimseler kendisini kutsamamalı ve meydana gelen bu olumsuz tablodan uzak tutmamalıdır kendisini. Az ya da çok öyle ya da böyle bir katkısının olduğunu evvela kendisi kabul etmelidir. Yine unutulmamalıdır ki, her kabul ve bu kabul edişlerin getirisini yine kendisi ve ailesi yaşayacaktır. Bir başka önemli durum, taraflar bir birleri ile ve ailelerine karşı yapması gerekenleri birer lütuf gibi sunmamalıdır. Yapılanların bir gereklilik olduğu asla unutulmamalıdır. Ve asıl olanın, doğru olanın yıkmak değil, üzerine bir taş daha koyabilmektir. Bu ayrılık sürecinde, taraflar sahip oldukları maddi ve manevi imkânları, karşı taraf için bir silah gibi kullanmamalıdır. Herkes gardını biraz daha indirmeli, biraz daha merhamet, şefkat ve saygı çerçevesin de ele almalıdır. Zira yıkılan yuvanın altın da kalan tek taraf olmayacaktır. Ayrılık sürecinde yapılan hatalar, yanlışlar, ihmal ve inkârlar tek tek ama en dürüst şekil de masaya yatırılmalı ve gerçeklere sırt dönülmemelidir. Bu durum, kişi de farkındalık hissini tetikleyecektir. Oluşan her farkındalık daha yapıcı bir kişiliğin doğmasın da çok önemli bir etkendir. Bütün bu söylediklerimizin uygulanması sonucunda, Ayrılık Süreci Yönetilebilir mi? sorusuna, kocaman bir evet diyecektir

HALKLA İLİŞKİLER NEDİR VE KAPSAMI NELERDİR

Bumerang - Yazarkafe
Halkla İlişkiler Bölümü Nedir
kamu ya da özel bir kurumun, ürettiği ya da verdiği hizmetin hitap ettiği kitleyi anlama, algılama ve o kitleye dair bütün bilinmesi gerekenleri bilme girişimidir. Bir bakıma halk ile işletme arasın da bir köprü vazifesi görmektedir. Burada unutulmaması gereken bir başka yön ise, sadece hitap kitlenin tanınması değildir, aynı zaman da hitap edilen kitleye kurumun kendisini anlatması, ifade etmesi, çalışma felsefesi ve ürettiği ürünlerin anlatılıp tanıtılması girişimidir. Bu iki saç ayağın mutlaka bir arada olması için bir ara kurum gibi önemli bir işlevi vardır. Taraflar arasında ki bilinmezlikleri ortadan kaldırma ve ya minimum seviyeye indirme girişimidir. Bu durum bir pazarlama değildir. Bu iş uygulanırken propaganda ve ya slogan cümleler kurulmaz. Reel olanı ortaya koymak ve bunu yaparken ikna edici olmak temel prensiptir. girişimci fikirler üreten, rekabet unsurlarını kendi firması lehine geliştirmek, firmanın tanıtım ve saygınlığını artırma ve bütün bunları yaparken sanatsal bir ifade ve vücut dilinin kullanım becerisidir. Kurum ile halk arasında ki iletişimi daha dinamik ve canlı konuma getirmek için çeşitli kampanyalar düzenlemek, benzeri organizasyonları tasarlamak ve eyleme geçerek aradaki mesafe farkını olabildiğince minimize etme işlemidir. Halkla ilişkiler bölümü, toplum ile kurduğu ilişki kalitesi, hizmet ettiği kurumun bir yansıması gibidir. Bir bakıma bu görevi üstlenen kişi, temsil konumunda olan kişi gibidir. Halkla İlişkiler bölümü Nedir sorusuna verilebilecek en kısa ama en yalın cevap, kurum ile kitle arasında ki son derece anlamlı ve önemli bir iletişim koludur.



OFİS DEDİKODULARI VE SONUÇLARI

Bumerang - Yazarkafe
Ofis Dedikodularıyla Baş Etme Rehberi


Bu durum, evvela ve mutlaka yönetim sorunudur. Böylesi bir hastalığın baş gösterdiği bir alan da ciddi yönetim zafiyeti var demektir. Ancak, bu zafiyetin varlığı elbette sorunun varlığını ortadan kaldırmıyor tabi ki. O zaman böylesi bir durum da ne yapmalı ve nasıl davranmalıyız? gibi sorular ve cevapların ortaya konuşması da kaçınılmaz bir hal alıyor. Birincil kural, böylesi bir duruma sebebiyet vermemek adına, sizler kimseler hakkın da olumsuz konuşmalar yapmamalısınız. Siz yapmış iseniz eğer, bilmelisiniz ki birileri de sizin hakkınız da yapacaktır. Bu anlam da vakarlı, ağır bir duruş sergilemeli ve özellikle işinize kanalize olmalısınız. Eğer işinizi önemse ve ciddiye alırsanız, bu durum da zaten birileri hakkın da dedikodu yapacak zaman da gereksinimde duymayacaksınızıdır. Sizin bu çalışma ciddiyetiniz, vakarlı duruşunuz gözden kaçmayacak ve haliyle diğer insanların size yaklaşımı da aynı doğrultuda cereyan edecektir. Bireysel hırs ve kazanç dürtülerinize fren vurabilir bir kişiliğe sahip olmalısınız. Eğer kendinizin kontrolünü sağlayamaz iseniz, bu durumda bireysel olumsuz hisler devreye girecektir. Bu durum sonucun da adeta bir zorunlulukmuş gibi dedikodu yapmaya başlayacaksınız. Bir başka dikkat edilecek husus, dedikodu yapan kişiler ile mesafeli durmanızdır. Unutulmamalıdır ki, bugün bir başkasının dedikodusunu yapan kişi, yarın sizin dedikodunuzu yapacaktır. Bütün bu söylediklerimiz ve uyarılarımız, Ofis Dedikodularıyla Baş Etme Rehberi kitabının tam ortası gibidir. Dedikodu yapmanın, insani bir davranış olmadığını kanıksamalıyız. Bu kanıksama sonucun da, dedikodu yapan kişilere karşın tatlı sert bir tavır sergilemeli, onun bu davranışlarının çirkinliğini o kişiye hissettirmeliyiz. Yani, dedikodu yapan kişi, meydanın boş olmadığı mesajını mutlaka almalıdır. Bu bireysel ve toplumsal otokontrol mekanizmasının işlerliği noktasın da son derece önemli bir hamledir. Her kendisini kontrol eden kişi, aynı zaman da toplumsal bir kontrolün de önemli bir ayağıdır aynı zamanda. Bu rehberi ve bu insani değerleri özümseyebildiğimiz, kanıksayabildiğimiz oranda ''Dedikodu'' gibi çirkin bir eylemden uzak durabildiğimiz gibi, yapan kişilerinde önünü kesebilmiş olacağız. Zira insan, kaliteli insan olmak bu ve benzeri değerleri dili ile ifade eden değil, bizzat yaşayan ve yaşatan insandır.

İDEOLOJİLERİN KAVGASI

KORKUYORUM, ÇOK KORKUYORUM...!
Artık kavgalıyız. Kavga halindeyiz her an. İdeolojik kavga gibi gözükse de, aslın da ideolojilerimizi, ideoloji olmaktan çok daha ötelere taşıdığımızdan habersiz bir kavga bu...!
Ve daha da acısı, daha da önemlisi, bir gram saygı, bir gram anlayış, bir gram kuşku, bir gram endişe bile duymaksızın verilen kavga hali...
Hiç kimse, diğer düşünceye karşın, acaba bir tane de olsa doğrusu yok mudur ? sorusunu sorma gereğini bile duymadan ve amansızca verilen bir kavga.
Bu kavga, salt duygu düzlemin de verilen hamaset üzere verilen bir kavga üstelik. Zihinlerin, doğruların, bilgi ve belgelerin kavgası değil. Benim inandığım, benim savunduğum her ne olursa olsun ve mutlak doğrudur kavgası. Muhalif olmak, farklı düşüncede olmak, zaten başlı başına kavga sebebi olmuş bile çoktan.
dinlemek, anlamaya çalışmak, biraz sabır, biraz anlayış üzerine bina edilmiş bir didişme değil bu.
her ne olursa olsun, sen ne söylersen söyle, ne kadar bilgi ve belge korsan koy önüme, mutlak ve tek doğrudur benimki, söyleminin kavgası bu.  Arada ki makas öylesine açık ki, nasıl müdahale edilir, nasıl uzlaştırılır sorularına verilecek cevap, havanda su dövmek gibi bir durum artık
Bu kavga da kullanılan enstürmanların da sınırı kalmadı üstelik. Kavgada her şey mübah sayılıyor. Yalan, iftira, hakaret, saygısızlık, edepsizlik olağan bir durum aldığı bir kavga.
Bu durum daha vahim bir hal alarak, kılıçlar daha bir bilenerek devam eden bir kavga.
öylesi bir durum ki, bir kaç yıl sonraya dair bir öngörüde bulunacak olsak, bir kaç yıl sonrası, birbirini boğazlayan komşuların kavgası gibi...!
Kimse, biz ne yapıyoruz, nereye gidiyor bu kavga ? deme gereği bile duymaksızın verilen bir kavga hali.
Bu ülke, bu ülkeye ait tüm değerler ve bizi biz eden, edebilir tüm her şeyin arkaya atıldığı ve dönüp bir an bile bakılmadığı bir kavga.
Sünni, Alevi, Türk, Kürt ve diğer seçeneklerin birbiri ile pervasızca verdiği kavga bu. Ve yarını, bir adım sonrasını bile düşünmeye gerek bile duymayan kör, sağır ve duyarsız bir kavga.
Daha acısı, daha vahim tarafı ise, siyasilerin, aydınların, sanatçıların tümüyle harladığı ve harlamaktan bir an bile imtina etmediği bir kavga.
Kutuplaşma kavramının, tanımlamakta haylice etkisiz ve zayıf kaldığı bir kavga...!
Yapılan her bildiri, atılan her imza ve karşılığın da verilen muhalif söylem ve hırçınlıkta ki paralel iz düşüm, kavganın altına bir kuru odun atmaktan başka bir şey ifade etmediği bir kavga.
bir an bile olsa, eller arasına alınıp başın, nereye gidiyoruz deme gereğinin duyulmadığı bir kavga.
Bu kavganın bizlere, ülkemize, mutluluğumuza, birlik, dirlik ve düzenimize getirileri nedirlere dair bir an bile gereksinim duyulmayan edepsizce bir kavga.
Bir adım sonrasın da, iç savaşın, birbirimizi acımasızca katledebilecek durumlara doğru yol aldığımızın farkındasız ve alabildiğince kör şekil de verilen kavga.
Hayır ve hayır. Bir Türk, bir Sünni olarak ben bu kavga da yokum! 
Yokum edepten, ahlaktan, izandan yoksun bu kavga da...
Yokum ben birbirine bir an bile tahammül edemeyen bir düzlemde
İtirazım var ve haykırıyorum, nereye gidiyoruz biz? verilen bu vahşet dolu kavganın bir adım sonrasını görebilmenin tüm endişesi ve hatta korkusu tüm bedenimi teslim alıyor benim.
Kendi ellerimiz ile kendimizi, birbirimizi, yarınlarımızı, geleceğimizi nasıl acımasız ve bol keseden tüketiyoruz. Nasıl da umarsız ve duyarsızız çocuklarımızın geleceklerine dair.
Sadece ama sadece kavga. Sadece ama sadece sert ve kuralsız verilen bu kavgaya taraf değilim ben.
Heyy sen, tüm iddiaların, görüş ve önerilerin mutlak doğru olsa bile, Bu dip, bu üslup sende olduğu sürece ben senin tarafında da değilim. Ve evet, bana göre kimse ama hiç kimse LA YÜSEL değildir, Hiç kimse dokunulmaz, eleştirilmez ve mutlak doğru değildir. Bu sebeple, ben eleştirme hakkı olan ve bu hakkımı kullanmak isteyen kişiyim. Bu hakkımı kullanırken, sucu, bucu, öcü gibi katagorize edilmeden, horlanmadan ve dışlanmadan yapamadığım sürece ben bu kavgada yokum...!
 Gelin daha fazla geç olmadan oturalım. Oturalım ve biraz merhamet, biraz şefkat, biraz saygı ve özellikle sabır eşliğinde aynı masada bir bardak çay içebilelim. Zira önemle ve özenle belirttiğim üzere, biraz daha geç kaldığımız an, artık kaşık sesi yerine silah sesleri alacak masaların etraflarını....!